Hümeyra
kına yakmasaydı annen saçını yolarak
taramasaydı dağı kızdıran sen değilsin, biliyorum şimdi kül
olan saçların dağınık kalsaydı Koş Hümeyra koş suyu
seyret şöyle uzaktan son bir kez daha bak şöyle uzaktan
minnacık ellerini aç, gerdir bileklerini serçekuş yüreğini
bir an sıkıca tut sonra, savur göğe kocaman dileklerini
Ölürken gözlerini görmemeliydim Hümeyra yalvaran,
suçlayan vuran ben her saniye öldüm sense ateşin koynunda,
yaşıyorsun hala şu iki azap meleği gibi duran gözlerini çek
üstümden
Yaşayacaktın, hayatı görecektin görecektin
denizi görecektin gemiyi binecektin hüzne el sallayacaktın
soluk soluğa savuşturmağa gelen seni
Başkalarının işlediği günahın cezasını çekiyorsun
Hümeyra madem sefihlerle aynı
gemiyi paylaşıyorsun
dur, deli çocuk, çırpınma boşuna yere geciyorsun
yalvarışın o yüzden çarpıp geri dönüyor göğün duvarına o
yüzden gelmiyor melekler yanına
Mustafa
İslamoğlu
AĞIT VE
RAKS
Ben
oyumu felakete veriyorum şeyda sana dönük yanımda çengiler mat
oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana
alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve şeyda ben oyumu
felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her
düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden
çıktı şeydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını
imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum
senin
aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen
yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor
işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için şeyda dünyanın tüm
düzlüklerine kin besliyorum.
Geç bi yol, nazlı güleryüzlü
şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda
vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki
raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben
Endülüs'ü evetliyorum
Artık bol kahkahalı çok şükürleri
bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi
uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat şeydam bir avuç külü
yakamadığım için ben oyumu felakete
veriyorum.
Mustafa
İslamoğlu
|