|
HIÇKIRIKLAR Saatler bitmiyor; yapayalnizim
Gülmek istiyorum, gülemiyorum Sensiz olmak midir hep alin yazim
Bilmek istiyorum, bilemiyorum
Esirgedin nazli, hilal kasini
Harap ettin çiçek kokan basini Yüregime akan gözüm yasini
Silmek istiyorum, silemiyorum
Sanki hersey efsaneydi, masaldi
Ayrilik ruhumu elimden aldi Gözlerim yollara takilip kaldi
Gelmek istiyorum, gelemiyorum
Gögüs germek için acilarima
Titreyislerime sancilarima Seni bir kez olsun avuçlarima Almak
istiyorum, alamiyorum
Saçilan bir köpük olmak dilinde Bogulmak
saçinin ince telinde Sir gibi sonsuza degin kalbinde Kalmak
istiyorum, kalamiyorum
Unutuyor beni sirli gözlerin Içimde bir
yara isliyor, derin Kulaklarin, dudaklarin, ellerin Olmak
istiyorum, olamiyorum
Bölerek uykunu, rüyalarina O kucak dolusu
hülyalarina Gece gündüz uçup aynalarina Konmak istiyorum,
konamiyorum
Deli gibi asik olsa da güle Kim acir çöllerde öten
bülbüle Birgün alev alev yanipta küle Dönmek istiyorum,
dönemiyorum
Hiçkira hiçkira aglamaktansa Basina karalar
baglamaktansa Bu yüregi hergün daglamaktansa Ölmek istiyorum,
ölemiyorum.
Nurullah
Genç
BİR CEYLAN
YÜREĞİNDEN saklama gözlerini acilarin buyuyen zindanlarinda
ülfeti gözlerinden özümleyen kalbimin mavi bir yildiz gibi
dünyana usulca sokuldugunu göreceksin ufuklara dokunan günesli
saçlarinla saklama gözlerini rengini gözlerinden aliyor kalbim
ümitlerini
kuslar delirince kirilir denizin kanatlari
aynalarin damari çatlar bengisu fiskirir yeryüzüne rüzgara
verir toprak sevda tohumlarini bir mecnun bir leylayi anlatir çöllere
bir simsek gök gürlemesi bir ceylan yüreginden sulusepken bir
yagmur indirir gökten ölüler tartismaya baslar seni aaah/seni,
sürur ürpermeler çaginda parlayan ellerimi bir tutuver ne olur
ruhumun sessizligi dökülsün üzerinden ezberlenmis bir dünya
yasamaktansa uykunun tilsimli yataklarindan siyril gel bana
sonsuzlugun sirrini sereyim yollarina resimleri süsleyen kentin
varoslarinda böceklerin elinden kurtarayim bahari
Nurullah Genç
YAĞMUR-1
............................ Vareden'in adiyla insanliga inen NUR Bir gece
yansiyinca kente Sibir dagindan Topragi kirlerinden arindirir bir
Yagmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudagindan Rahmet vadilerinden
bosanir ab-i hayat En mustesna dogusa hamiledir
kainat.
Yillardir bozbulanik sular yudumladim ya o zaman bul bi
çare sen işini bilirsin Bir pelikan huznuyle yurudum
kumsallari Yagmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydim
Hasretin
alev alev icime bir an dustu Degisti hayal koskum,gozumde viran
dustu Sonsuzluk ciceklerle donandi yuregimde Yagmaanmis ruhuma yenş
bir devran dustu
Ihtiyar cubbesinden kan suzulur
Nebi'nin Gokyuzu dalgalanir ipekten kanatlarla Mehtabini duslerken o
muhur sahibinin Sarsilir Ebu Kubeys kovulmus feryatlarla Evlerin
arasina dikilir yesil bayrak Yeryuzu avaredir,yapayalnız ve
kurak
Zaman ayaklarimda tukendi adim adim Heyûla,bir ag gibi
ordu ruyalarimi Colde seni ozleyen bir kus da ben
olsaydim
Yagmur,gulsenimize sensiz,baldiran dustu Dusmanlik
icimizde;dostluk yaban dustu Yenilgi,ilmek ilmek dugumlendi
tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban dustu
Bir guzide
mektuptur,caglarin otesinden Ulasir intizarin yaldizli
sabahina Yayilir o en buyuk mustu,pazartesinden Beyazlik dokunmustur
gecenin siyahina Susuzluktan dudagi catlayan gonullerin Sukutu
yar,sevinci dualar kadar derin
Caresiz bir takvimden yalnizliga gun
saydim Bir cezir yasadim ki,yasanmamis,mazide Dokundugun kucuk bir
nakis da ben olsaydim İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü
****** Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik
diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden
sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar
parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından *** Alsam
ölümsüzlüğü dudaklarından
YAĞMUR-2 ............................
Medeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen
güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler
kâbus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman
düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki dertleri
aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni
hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile
karadır Sesini duymayan, girdabında boğulur Ana rahminde olur
sensizlikten cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine
takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu
uzanan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin güneşler
parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her
damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada
bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekânın
fırçasında solmayan fırça senin
Yağmur,bir gün elimi elinde
bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir
gülmüş de ben olsaydım
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün
hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan
zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan Bir
devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken
elleri Paramparça, ateş sahibinin hayalleri
Keşke bir gölge
kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana
sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal
koptu, fidan düştü Baykuşa cifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil
sinekler deldi hicabın perdesini İstiklâl boşluğunda arılar nadan
düştü
YAĞMUR-3
............................ Dolaşan ben olsaydım Save'nin
damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden
esrarlı yollarında Senden bir kıvılcım, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü On asırlık ocağın savururdum
külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar
önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün
evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran,s ana râm olanlara
Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında
koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'dan esen rüzgâr Seninle
yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği
tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş
da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı
adaletin kılıcı, kalkan düştü Mahkûmlar yargılıyor, hakimler mahkûm
şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla
kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin,bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat, toprağın
sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz,
yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara
sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir
parça kumaş da ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan
düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor
doğudan ve batıdan Sensizlik bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahimin, efganımın İçimde hicranımla tutuşuyor
nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın Nazarın ok misali
karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme
aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine
olumsuz ferman düştü Silindi hayalimden butun efsunu ömrün Bir
dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek
desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla
kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur,
seninle biter susuzluğu evrenin Sana mümindir sema; sana muhtaçtır
zemin
Damar damar hep seninle, hep seninle dolsaydım Batılı
yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben
olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi
sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen
bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir
bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yas da ben olsaydım Okşadığın bir parça
kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir gürmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir
gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batili yıkmak için
kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben
olsaydım
Nurullah Genç
|