|
Genel anlamda öğretmenlik öğretmenin görevi, meslek ise bir
kimsenin geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş, sürekli uğraş
demektir. Buna göre öğretmenlik mesleği denilince öğretmenin
geçimini sağlamak için yaptığı sürekli öğretme işi veya sürekli
öğretme görevi anlaşılır.
Bir yaşamsal etkinlik olgusu olan meslek, toplumsal, kültürel ve
ekonomik yapının ve teknolojinin gerektirdiği bir iş bölümü sonucu
ortaya çıkar. Meslekler, genellikle gelişmemiş toplumlarda görenekle
babadan ağula veya anadan kıza geçer, az gelişkin toplumlarda usta
çırak ilişkisiyle öğrenilir, gelişkin toplumlarda örgün eğitimle
edinilir. Çağdaş toplumlarda ise belirli diploma gerektiren
profesyonel bir uğraş niteliği kazanır. Bu olgu diğer çoğu meslekler
gibi öğretmenlik mesleği için de geçerlidir.
Günümüzde öğretmenlik mesleği öğretmen olan kimseler tarafından
yürütülür. Öğretmen, mesleği öğretmek olan kimsedir. Günümüzde
öğretmen, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği yeterlikleri
kazandıran yüksek öğrenimi bitirerek aldığı diplomayla öğretmenlik
yapma yetkisini elde etmiş olan kimsedir.
Dar anlamıyla öğretmenlik öncelikle öğretimcilik demektir. Ancak
öğretmenlikte "öğretme' "göreviyle sınırlı kalınmaz, yetinilmez.
Çünkü "öğretme" "eğitme" ile iç içe işler gerçekleşir. Böylece
öğretmenlik daha geniş bir anlam kazanır. Bu anlamda öğretmenlik
eğitmenliği de kapsar, içerir. Öyleyse, geniş anlamıyla öğretmenlik
öğretme odaklı eğitimciliktir. Buna göre öğretmenlik mesleği öğretme
odaklı bir eğitimcilik mesleğidir.
İnsanlık tarihinde olduğu gibi Türk tarihinde de öğretmenlik çok
eski bir uğraşı alanıdır. Bir uğraşı alanı olarak öğretmenliğin
başlangıcı çok eskidir, öğretme çabalarının ilk başlangıcına
dayanır. Öğretme çabalarının kökleri tarihin derinliklerine uzanır.
Bu çabaların bir uğraşı alanı niteliği kazanması, bu uğraşı alanının
öğretmenliğe dönüşmesi ve öğretmenliğin meslekleşmesi ise epey
yenidir. Öğretmenliğin tamamen kendine özgü bir uzmanlık mesleği
olması ise çok daha yenidir.
Günümüzde öğretmenlik kendine özgü bir profesyonel uğraş
alanıdır. Genel anlamda profesyonel, bir işi kazanç sağlamak
amacıyla ve ustalıkla yapan kimse demektir. Böyle bir kimse işin tüm
gerekleriyle tüm inceliklerini öğrenmiş olmak durumundadır.
Günümüzde öğretmenlik mesleği profesyonel bir meslek olarak kabul
edilir. Öğretmenlik artık (özel) alanda uzmanlık, akademik çalışma,
mesleksel formasyon ve üniversite diploması gerektiren kendine özgü
bir profesyonel meslek statüsü kazanmış bulunmaktadır.
TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİĞİN
MESLEKLEŞME KOŞULLARI VE ÖLÇÜTLERİ
Öğretmenliğin meslekleşmesi bu doğrultuda belirli
koşulların sağlanması belirli ölçütlerin oluşması ve koşulların
ölçütlere uygun hale gelmesiyle mümkün olmuştur. Tüm dünyada meslek
olarak kabul edilen işlerin meslekleşmesinin bir takım ölçütleri
ortaya konulmuştur. (Erden 1998).Türkiye de Öğretmenliğin
meslekleşmesini sağlayan başlıca koşullar ölçütler şunlardır:
1. Tanımlanmış bir hizmet alanı olma ve o alanda hizmet verme.
2. Verdiği hizmetten ötürü yetiştirdiği
kişiye-ailesine-topluma-devlete karşı sorumlu olmak.
3. Yeterince geniş ve yaygın bir hizmet alanına sahip olma.
4. Belirli bir uzmanlık bilgi ve becerisini gerektirme.
5. Örgün mesleksel eğitimden geçme.
6. Mesleksel kültüre sahip olma.
7. Mesleğe girişte belirli bir seçim ve denetimden geçme.
8. Toplumca ve devletçe meslek olarak tanınma ve kabul görme.
9. Mesleksel ahlak kurallarına sahip olma
10. Meslek kuruluşları biçiminde örgütlenme
11. Mesleksel amaçlı süreli yayın organına sahip olma
12. Yasal, tüzüksel, yönetmeliksel, statü ve güvenceye kavuşma.
13. Sadece öğretmenlik mesleğinin öğrenimini görmüş veya
yererliklerini kazanmış olanların öğretmenlik yapmaya hak ve
yetkileri olduğu kesin hükme bağlanmış olma.
Türkiye'de Öğretmenlik mesleği bu koşullar sağlandıkça,ölçütler
oluştukça ve koşulları ölçütlere uygun hale geldikçe daha çok, daha
etkin, daha yaygın ve daha saygın bir kabul görmüştür.Türkiye'de
öğretmenlik mesleği profesyonellik gerektiren özelliklere sahip olma
yolunda çok önemli aşamalar kaydetmiştir. Bununla birlikte,
belirtilen koşul ve ölçütlerden bazılarında istenilen düzeye henüz
tam olarak erişilememiştir.Örneğin 13.maddede belirtilen koşul ve
ölçüt ilke olarak benimsenmiş ve uygulamaya konmuş olmakla birlikte,
bazı dallarda gerçek öğretmen gereksinimin tam olarak karşılanmaması
nedeniyle zaman zaman delinmekte ve bu nedenle henüz kesintisiz bir
süreklilik kazanamamış bulunmaktadır.
Öbür yandan Atatürk 1924' te Ankara'da toplanan Öğretmenler
Birliğinin bütün yurtta örgütlenmesini Konya'yı olduğu gibi.Van'ı
.Hakkari'yi örgütü içine almasını , her köyde üyeleri bulunmasını
derin bir ilgi bekleyeceğim, dediği halde öğretmenlik mesleğinin
ulusal düzeyde ve tüm öğretmenleri kapsayacak bicimde örgütlenmesi
ne yazık ki hala gerçekleştirilememiştir.
TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİĞİN
MESLEKLEŞMESİ
Türkiye'de öğretmenliğin ayrı ve kendine özgü bir
meslek olarak düşünülmesi ve bu meslekten olanların ayrı bir
programla yetiştirilmesinin gerekli görülmesine ilişkin ilk somut
gösterge 15. yüzyılın ikinci yarısında Fatih Sultan Mehmet'in
kurduğu-kurdurduğu Eyüp ve Ayasofya medreselerinde o dönemin
ilkokulları olan sübyan mekteplerine öğretmen yetiştirilmek için
ayrı bir program öngörülmesi ve uygulanmasıdır.Programda Adab-ı
Mubahase ve Usul-i Tedris ( Tartışma kuralları ve öğretim yöntemi )
adlı bir derse yer verilmesi Türk ve Dünya eğitim tarihinde çok
önemli bir buluş ve yeniliktir. Bunun yanı sıra programda Matematik,
Tarih-Coğrafya, Edebiyat, Mantık vb. derslerin yer alması
öğretmenlik mesleğinin yeni niteliğini gösterir. İlk kez ilkokul
öğretmenliğine ilişkin ayrı ve özgün bir model öngören ve
öğretmenlik mesleğinin gereklerine uygun ilk programı yapan ve
uygulatan kişi olarak Fatih, bu girişimiyle öğretmenliği çağdaş
anlamda meslekleştirme bakımından gerçekten öncü ve seçkin bir yere
sahiptir. Fatih'in bu öncü ve yenilikçi girişiminin kendisinden
sonra süreklilik kazanmamış olması Türk ve Dünya eğitimi için çok
önemli bir kayıp ve çok önemli bir talihsizlik olmuştur.
Türkiye'de öğretmenliğin ayrı ve kendine özgü bir meslek olarak
düşünülmesi ve bu meslekten olanların ayrı bir okulda
yetiştirilmesinin gerekli görülmesine ilişkin ilk somut gösterge ise
Sultan Abdülmecit döneminde 16 mart 1848'de Darülmuallimin ( Erkek
Öğretmen Okulu'nun ) açılmasıdır. Bu okulun açılmasında yeni
ortaöğretim kurumları olarak Rüştiye adıyla yeni tip okulların
açılması ve bu okullarda yeni tip öğretmene gereksinim duyulması
etkin ve belirleyici olmuştur. Programın ilk dersi Usul-i
Tedris'tir. ( Öğretim Yöntemi'dir.) Yalnızca öğretmen yetiştiren bir
okulun açılması ve bu okulun bir öğretmenlik meslek okulu olarak
görülmesi öğretmenlik mesleğine ilişkin yeni bir anlayışın
oluşmasına yol açmıştır. Bu okul açılıp ilk mezunlarını vermeye
başladıktan sonra da çeşitli kaynaklardan mesleğe yapılan atamalarla
öğretmenlik neredeyse okur-yazar herkese açık bir meslek olma
özelliğini önemli ölçüde koruyor idiyse de öğretmen atamalarında
öğretmen okulunu bitirenlere öncelik hakkı doğmuştur. Bu öncelik
hakkı Türkiye'de öğretmenliğin meslekleşmesinde Fatih'ten yaklaşık
320 yıl sonra çok önemli bir adım oluşturmuş ve ilk hukuksal
düzenleme niteliği taşımıştır.
Fatih'in ortaya koyduğu ilkokul öğretmenliği modeli ile ondan
yaklaşık 300 yıl sonra Abdülmecit döneminin ortaya koyduğu ortaokul
öğretmenliği modeli birlikte ele alınırsa günümüzdeki sekiz yıllık
ilköğretim okulu için kimilerince düşünülmeye başlanan İlköğretim
öğretmenliği modelinin ilk öncü çekirdeğini oluşturur.
Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin saygınlığı ve bu mesleği
öğrenip yürütenlerin atanma görevlendirilme ve yükselme biçimleri 01
Eylül 1869'da yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnamesinde (Genel
Eğitim Tüzüğünde) başlıca konulardan biri olarak yer almıştır.
Öğretmen alımında ve atamalarında öğretmen okulu çıkışlılara "hakk-ı
rüçhan" ("öncelik hakkı") tanınmıştır. Bu bakımdan Tüzük ülkemizde
öğretmenlik mesleğinin evriminde yeni bir dönüm noktası oluşturur.
Darülmuallimin-i Rüşdi'den (1848) sonra Darülmuallimin-i Sıbyan
(1870) Darülmuallimin-i İdadi (1877) ve Darülmuallimin_i Ali'nin
(1891) açılmasıyla Türkiye'de öğretmenlik orta öğretimin ilk
basamağından sonra ilköğretim basamağı ile ortaöğretimin ikinci
basamağında da çağdaş anlamda meslekleşme sürecine girmiştir. Bu
süreçte genellikle
Darülmuallimin-i Rüşdi ilkin Darülmuallimin-i Sıbyan'ın ve ardından
diğerlerinin öncüsü olarak kabul edilir. Oysa tarihsel gerçek bundan
biraz farklı olsa gerektir. Darülmuallimin-i Sıbyan'ın açılışından
yaklaşık 320 yıl önce Fatih'in oluşturup kurduğu medresede
uygulattığı "Sıbyan Okulu Öğretmenliği Programı"nı bu okulun gerçek
anlamda ilk öncüsü olarak kabul etmek gerçeğe daha uygun düşer.
1892'de ilkokullar için çıkarılan bir Talimat'ta (yönerge'de)
ilkokul öğretmenliğine atanacaklarda "Darülmuallimin-i İptidai'den
diploma almış olma yada bir sınav sonunda yeterliliklerini
kanıtlamış olma" ve "iyi ahlaklı olma" koşulları öngörülmüştür.(Akyüz
1993,1997). Bu koşullar Türkiye'de öğretmenliğin meslekleşmesine
ilişkin olarak 1869 Tüzüğü'nde öngörülenlerden daha ileri hukuksalh
düzenlemeler niteliği taşımaktadır.
1898-1899 tarihli Maarif Salnamesinde " eğitim hizmetlerinde asıl
olan öğretmenliktir" anlamına gelen bir hüküm yer almıştır. (Akyüz
1993,218). Bu hüküm daha sonra Cumhuriyet döneminde 1926'da bir yasa
maddesi olarak belirlenen yukarıdaki ilkenin öncüsü olmaktadır.
1900-1901 tarihli Salname-i Nezaret-i Umumiye'de yer alan
muallimlikkte Meslek-i İhtisas Tesisine Dair Talimat'ın birinci
maddesinde " öğretmenlik mesleğine giriş" için konulan şartlar
sıralanmıştır. Başka bir maddesinde ise "öğretmenlik mesleğine giriş
hakkı yalnızca Darülmuallimin mezunlarına aittir denilmiştir.
Talimat öğretmenliğin meslekleşmesinde çok önemli bir aşama
oluşturur. (Akyüz 1993,217-218)
Türkiye'de eğitim ve öğretime ilişkin olarak Tanzimattan önceki
bazı dönemlerde bazı kitaplar yazılmış-yayınlanmış ve Tanzimattan
sonra giderek çoğalmış olmakla birlikte öğretmenlik mesleğine
ilişkin ilk önemli ve kapsamlı yayınlar tartışmalar ve öneriler on
yıl süren II.Meşrutiyet Döneminde (1908-1918) yapılmıştır.
Bu arada Darülmuallimat içinde 1913'te Ana Muallime Sınıfı (Ana
Öğretmen Sınıfı) 1914 Ana Muallime Mektebi (Ana Öğretmen Okulu)
açılmıştır. Bu sınıfın ve okulun açılması ve ilk mezunlarını
vermesiyle birlikte öğretmenlik mesleğinin ilköğretim öncesi
(okulöncesi), ilköğretim ve Ortaöğretim basamaklarına göre türleşme
süreci tamamlanmıştır.
Türkiye'de eğitimin-öğretimin bir bilim olarak ortaya çıkması ve
gelişmesiyle birlikte öğretmenlik meslek bilgisinin önem kazanmaya
başlaması, öğretmenlik için bireylerin özel bilgi ve becerilere
sahip olması gerekliliğinin ortaya konulması ve bu gereğin giderek
daha iyi anlaşılması öğretmenliğin meslekleşmesinde etkili ve
belirleyici olmuştur.
Ulusal Kurtuluş Savaşı (1919-1922) ve TBMM Hükümetleri
(1920-1923) Dönemi'nde öğretmenlik mesleği daha çok önem kazanmış ve
öne çıkmıştır.Bu dönemde öğretmenlik mesleği ulusal kültür, ulusal
dayanışma, ulusal birlik-bütünlük, ulusal kurtuluş, ulusal
bağımsızlık ve ulusal özgürlük ile ulusal eğitim kavram ve
uygulamaları üzerinde odaklanmıştır. 1921 Maarif Kongresi'nde
Mustafa Kemal'in açış konuşmasında "ulusal eğitim"i açıklaması,
"Türkiye'nin ulusal eğitimini kurmasını istemesi ve öğretmenleri"
gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olarak tanımlaması
yeni Türkiye Devleti'nde öğretmenlik mesleğine yeni bakışın yeni
görevler veya yeni işlevler yükleyişin yeni temelini oluşturmuştur.
Cumhuriyet devrimiyle birlikte Türkiye'de öğretmenlik mesleği
yeniden yapılanmış ve çağdaş, ulusal ve evrensel boyutlu bir gelişim
sürecine girmiştir. Cumhuriyet döneminde (1923'ten günümüze)
öğretmenliğin meslekleşme sürecinin hız ve yoğunluk yaygınlık ve
etkinlik kazanmasında 1924'te çıkarılan 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat
Kanunu (Öğretimi Birleştirme Yasası) ile 439 sayılı Orta Tedrisat
Muallimleri Kanunu belirleyici olmuştur. Bu iki yasadan ilki
öğretmenlik mesleğine yeni ve çağdaş bir temel, ikincisi ise yasal
bir tanım ve dayanak getirmiştir.
Bu yeni yasal temele dayalı olarak yapılan değerlendirmeler
sonunda Osmanlı döneminden devralınan Darülmualliminler ve
Darülmuallimatların İlk Öğretmen Okulu, Orta Öğretmen Okulu ve
Yüksek Öğretmen Okulu olarak yeniden yapılandırılması (1924) ile
Musiki Muallim Mektebi (1924), Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye
Enstitüsü (1926, 1929), Köy Muallim Mektebi (1927) Kız Meslek(Teknik
Yüksek) Öğretmen Okulu (1934,1947), Ana Öğretmen Okulu (1927) Köy
Öğretmen Okulu (1936), Erkek Meslek (Teknik Yüksek) Öğretmen Okulu
(1937,1947) Köy Enstitüsü (1940), Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü
(1942), Necati Terbiye Enstitüsü ve Orta Öğretmen okulu(1944).Eğitim
Enstitüleri (1946). Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu (1955,
1965). Yüksek İslam Enstitüleri (1959). Kız Sanat Yüksek Öğretmen
Okulu (1962). Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulu (1962.). Eğitim
Bilimleri Fakültesi(1965). İki Yıllık Eğitim Enstitüleri(1974).
Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulu (1975). Dört Yıllık Eğitim
Enstitüleri(1978). Yüksek Öğretmen Okulları ( 1980). (Genel) Eğitim-
Mesleki Eğitim-Teknik Eğitim Fakülteleri (1982) ve Eğitim Bilimleri
Enstitülerinin (1994, 1997) kurulması Öğretmenlik mesleğini
sağlamlaştırmış, güçlendirmiş, çeşitlendirmiş ve mesleksel etkinlik
alanını genişletmiştir.
TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİK
MESLEĞİNİN TARİHÇESİ
Ülkemiz yaklaşık bin yıldır Türkiye'dir.
Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin kökleri bin yıl öncesine giden
uzun bir geçmişe dayanır. Bu nedenle Türkiye'de öğretmenlik
mesleğine genel olarak bakarken konuyu Selçuklu Türkiyesi, Osmanlı
Türkiyesi ve Cumhuriyet Türkiyesi olmak üzere üç ana dönemde ele
almak gerekir:
1. Selçuklu Türkiyesinde öğretmenlik genel olarak "din adamlığı",
"hocalık", "imamlık" ve "müezzinlik" ile iç içe bir meslekti. Bu
dönemde öğretmenlik mesleği dinsel ağırlıklı çok işlevli bir meslek
niteliği taşır. Örgün eğitim kurumlarından sıbyan mekteplerinde
öğretmenlik "muallimlik" olarak medreselerde öğretmenlik ise
"müderrislik" olarak adlandırıldı. Sıbyan okullarında ve genel
medreselerde öğretmenlik mesleğine ilişkin görevlerin temeli ve
ağırlık merkezi dini öğretmekti. Bu dönemde öğretmenlik mesleğini
edinim genel eğitimden ve din adamlığından ayrı bir uzmanlık alanı
olarak düşünülmezdi. Bu nedenle öğretmenlik için ayrı bir program
veya ayrı bir meslek ve ihtisas medresesi yoktu.
2. Osmanlı Türkiyesinde öğretmenlik mesleğine ilişkin durum
15.Yüzyıl ortalarına kadar Selçuklu dönemindekinin hemen hemen
aynıydı. Osmanlı döneminde ilk kez Fatih Sultan Mehmet öğretmenlik
mesleğini dinsel ağırlıklı olmaktan kurtarma, dünyasal boyutlu
oluşturma ve dolayısıyla laikleştirme doğrultusunda çok önemli bir
adım atmıştır. Bu adım Türkiye'de öğretmenlik mesleğine ilişkin ilk
gerçek bir atılımdır. Ancak eldeki bilgilere göre ne yazıktır ki bu
atılımcı girişim Fatih'ten sonra sürdürülmemiş, süreklilik
kazanmamış ve böylece Fatih'le başlayan ve Fatih'le biten bir atılım
olmaktan öteye geçmemiştir. 18.Yüzyılın ikinci yarısında başlayan
yenileşme hareketi 19.Yüzyılın ilk yarısında batılılaşma hareketine
dönüşürken, 15.Yüzyıldaki ilk yönetimince yeni bir anlayışla
gerçekleştirilen yeni bir atılımla öğretmenlik mesleği kendi meslek
okuluna, yani öğretmen okuluna kavuşmuştur (1848). Anlamlı bir
rastlantı olarak adını Fatih'ten alan bir semtte kurulup açılan bu
okulla birlikte öğretmenlik kendine özgü bir meslek olma sürecine
girmiş, yeni ve yenillikçi bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bir
süre sonra öğretmen okulu çıkışlıların hukuki statüleri düşünülüp
belli kurallara bağlanmaya ve öğretmenliğin meslekleşmesine ilişkin
hukuksal düzenlemeler başlamıştır (1869, 1892). Bu süreç 20.Yüzyılın
ikinci on yılında biraz daha gelişerek sürerken öğretmenlik
mesleğine ilişkin anlamlı bir birikim oluşmuştur. Bu birikimle
birlikte somut bilimin yol gösterici ışığında yenilikçi öğretmenlik
mesleği açıkça ortaya çıkmıştır.
3. Cumhuriyet Türkiyesi'nde öğretmenlik mesleği yurdun
kurtarıcısı ve Cumhuriyet'in kurucusu Ulu önder Mustafa Kemal
Atatürk'ün yönlendiriminde çağdaş. Ulusal ve laik bir temele
dayandırılmış: bu temelden kaynaklanan anlayış ve yaklaşımla yeniden
yapılandırılmış. Sağlam ve tutarlı bir çerçeve içine alınmış gerçek
yörüngesinde oturtulmuştur. Bu doğrultuda gerçekleştirilen yasal
düzenleme ve uygulamalarla Cumhuriyet döneminde öğretmenlik mesleği
çok saygın etkin ve etkili bir meslek niteliği kazanmıştır. 1924'te
öğretmenlik mesleği yasayla tanımlanmış. Böylece yasal bir meslek
niteliğine kavuşmuştur. Bunda Atatürk'ün eğitime, öğretmene ve
öğretmenlik mesleğine bakışı çok etkin ve belirleyici rol
oynamıştır.
Atatürk'ün öğretmenlik mesleğine bakışı şu sözlerinde kesin bir
nitelendirim açık bir anlamlandırım ve derin bir anlatım bulur:
- Dünyanın her yerinde öğretmenler insan
topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir. (1923)
- Ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan
yüce Türk öğretmen topluluğu ...(1921)
-Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye
öğretmenleri...(1921)
- Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim
işleridir..(1922)
- Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim...
- Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin
öğretmeniyim...(1936)
- Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak
yaşatır..(1924)
- Eğitim okul demektir. .(1919)
- Okul adını hep birlikte büyük saygı ile analım! (1922)
- Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz..(1922)
- Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük
emelimdir.
- Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile
ölçülecektir...(1923)
- Öğretmenler...bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği
sonuca ulaştırmalıdırlar.
- Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil
olacaktır...(1924)
- Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet'in başarısı
olacaktır...(1924)
- Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır...(1924)
- Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür.Vicdanı hür.İrfanı hür
nesiller ister...(1924)
- Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir...(1925)
Atatürk Türkiye'yi yönettiği 1919-1938 yılları
arasında geçen 19 yıllık süre içinde kamu önünde yaklaşık olarak en
az 40 kez olmak üzere en çok milli eğitim ve öğretmen konularını ve
dolayısıyla öğretmenlik mesleğini işlemiştir. Bu bağlamda 1'i Sivas
Kongre'sinde 15'i TBMM 'ni açış söylevlerinde ve 9'u öğretmen kongre
ve toplantılarında 4'ü halkla konuşmalarında 2'si CHP
kurultaylarında 1'i İzmir İktisat Kongresini 1'i Anakara Hukuk
Mektebini 1'i Cumhuriyet'in 10.yıldönümünü açış söylevlerinde 1'i
Konya orduevinde subaylarla konuşurken ve 1'i de milletvekili seçim
bildirgesinde 2'si basın önünde ve 1'i öğretmen okulunda olmak üzere
kamu önünde en az 39 kez bu konuları ele almış:
Bu konularda görüş ve düşüncelerini açıklamış, ilkeler ortaya
koymuş, değerlendirme ve önerilerde bulunmuş, yönergeler vermiştir.
(Öztürk 1992:İnan 1983a ve 1983b: TDK 1979).Ayrıca çeşitli
zamanlarda yaptığı okul ziyaretleri ile özel görüşme,söyleşi ve
konuşmalarında da sık sık aynı konulara değinmiş, aynı konular
üzerinde durmuştur.
Bu arada Atatürk, çağdaş Türk eğitiminde çok büyük anlam ve önem
taşıyan Millet Mektepleri Başöğretmenliğine kabul ederek (1928)
öğretmenlik mesleğine çok somut ve etkin bir biçimde katılmıştır.Bu
katılımıyla Öğretmenlik mesleğine çok büyük bir değer, onur ve
saygınlık kazandırmış :öğretmenlik mesleğini yüceltmiştir.
Atatürk'e göre öğretmen " yetiştirici, eğitici, öğretici,
yaratıcı, geliştirici" olmasının yanı sıra aynı zamanda " öncü,
kurtarıcı, kılavuzlayıcı, yenileştirici, savaşımcı-devrimci,
değişimci-dönüşümcü, örnek olucu, yükseltici , yüksek hizmet verici
, kutsal bir görev üstlenici" dir. Bütün bunlarla Atatürk'ün
tanımladığı öğretmenlik tam anlamıyla gerçek öğretmenliktir.
Atatürk'ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde gerçek
öğretmenlik mesleği ile Atatürk, Cumhuriyet, ulus ve çağdaşlaşma
arasında doğal köklü ve sımsıkı bir bağ ve iç içe geçen derin bir
ilişki vardır. Bu dönemde çağdaş Cumhuriyet öğretmenliği öne çıkan
bir meslektir.
"İlim rütbesi rütbelerin en
yücesidir." (Arap atasözü).
Prof. Dr. Ali UÇAN
Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fak. Öğretim Üyesi
( Bize sunmuş olduğu bilgilerden ötürü kendisine
teşekkür ederiz! )
|