|
ÖNYARGILARIMIZ..!
Dr. Paul
Ruskin,
öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken bir
olay okuyor : |
|
ARKADAŞLIK Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. “Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak”demiş. Genç, ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence: “Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart.”demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki tahta perdede hiç çivi kalmamış. Babası ona: “Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak, çok delik var. Artık hiçbir şey geçmişteki gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara, bir delik aynen kalacak, kapanmayacaktır. Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar” demiş. |
|
AZİM
Japon çocuğun
tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin
vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu
kaybetti. |
|
BÜYÜK TAŞLAR Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:
-
Hadi, küçük bir
sınav yapalım" demiş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş;
- "Kavanoz
doldu mu?"
Hemen eğilip
bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş,
kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına
soluna yerleşmişler...
İşin sanıldığı
kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler,
- "Aferin"
demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova
dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların
arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş
yeniden:
- "Hayır
dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine
Atılgan bir
öğrenci hemen fırlamış:
- "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii,
herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş: |
|
DÜNYAYI DÜZELTMEK İÇİN
Adam, bir
haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle
eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını
hayal ediyordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.
Önce dünya
haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı: Sonra düşündü: - Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez! Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi: - Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz! dedi. - Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı: -Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti! |
TREDDY Okulun ilk gününde 5 inci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara
bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini
ayni derecede sevdiğini söyledi. Ancak, bu imkansız idi, çünkü ön
sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış, ismi Teddy Stoddard olan küçük bir oğlan vardı.
Bayan Thompson bir yıl önce Teddy'yi izlemişti ve diğer çocuklarla
iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli
dolaştığını gözlemişti. İlave olarak, Teddy tatsız olabiliyordu. Bu öyle
bir noktaya geldi ki, bayan Thompson onun kağıtlarını büyük kırmızı bir
kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (X) yapmaktan ve kağıdının
üstüne büyük "F" (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Thompson'un okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu
ve Teddy'nin kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatini gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karsılaştı.
Teddy'nin birinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy gülmeye hazır parlak bir çocuk.Ödevlerini derli toplu ve
temiz yapıyor ve çok terbiyeli... Onun etrafta olması çok eğlenceli.
İkinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy mükemmel bir örgenci,
sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir
hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yasamı mücadele içinde
geçiyor."
Üçüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy'nin annesinin ölümü
onun için çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya
çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar
atılmazsa evdeki yasamı yakında onu etkileyecek."
Teddy'nin dördüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy içine
kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı
yok ve bazen sınıfta uyuyor."
Şimdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlarla sarılmış Noel hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissetti, Teddy'nin ki hariç.
Teddy'nin hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj
kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı, Bayan Thompson onu diğer hediyelerin
ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Thompson paketten taslarından
bazıları düşmüş yapma elmas taslı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesi
çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı...Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu
haykırdığında çocukların gülmesini engelledi,bileziği takti ve parfümü bileklerine sürdü. Teddy Stoddard o gün
okuldan sonra öğretmenine sunu söylemek için kaldı, "Bayan Thompson, bugün
ayni annem gibi kokuyordunuz". Çocuklar gittikten sonra, bayan Thompson
en az bir saat ağladı.
O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun
yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Thompson Teddy'e özel dikkat
gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu
daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna
kadar, Teddy sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları
ayni derecede sevdiği yalanına rağmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Thompson kapısının
altında Teddy'den bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Teddy'den bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini,
sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu
yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda
kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek
derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan
Thompson'un tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.
Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte
diplomasini aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini
açıklıyordu. Mektup onun hala karsılaştığı en iyi ve en favori öğretmen
olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu...Mektup söyle
imzalanmıştı, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).
Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup
var. Teddy bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu.
Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde
Bayan Thompson'un damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını
soruyordu. Şüphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne
oldu ? Tasları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Teddy'nin annesinin
süründüğü parfümden sürdü. Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Stoddard,
Bayan Thompson'un kulağına söyle fısıldadı, "Bana inandığınız için
teşekkür ederim Bayan Thompson. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir
fark yaratabileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"
Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, "Teddy,
yanlış şeylere sahiptin. Bir fark yaratabileceğimi bana öğreten sensin.
Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".
(Bilmeyenler için, Teddy Stoddard, Des Moines'teki Stoddard Kanser
Binası olan Iowa Methodist'te doktordur.)
Bugün birinin yüreğini işitin .... Bunu iletin. Bugün birinin
hayatında bir fark yaratmaya çalısın, sadece "onu yapın"
|
YANKIBir babayla sekiz-dokuz yaşlarındaki oğlu dağlarda yürüyüşe çıkmışlardı. Çocuğun ayağı birden kaydı ve düştü, incinen ayağının sıkıntısıyla haykırdı: "Aaaahhhhhhhhh!" Sesi karşı dağlardan yankılanıp aynen geri döndü: "Aaaahhhhhhhhh!" Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamış olan çocuk çok şaşırdı ve merakla bağırdı: "Kimsin sen?!" Cevap gelmekte gecikmedi: "Kimsin sen?!" Çocuk bu cevaba öfkelendi: "Korkak!" Cevap aynıydı: "Korkak!" Bunun üzerine babasına dönüp sordu: "Neler oluyor baba, anlamıyorum?" Babası gülümsedi ve "Dikkat et oğlum" dedi. Sonra da karşı dağa doğru bağırdı: "Her şey çok güzel!" Dağdan gelen ses cevapladı: "Her şey çok güzel!" "Seni seviyorum!" "Seni seviyorum!" Çocuk hâlâ hayret içindeydi, ama yine de anlayamamıştı. Daha sonra babası açıkladı: "insanlar buna 'yankı derler, ama o aslında hayatın ta kendisidir. Söylediğin ya da yaptığın her şeyi aynen sana iade eder. Hayatımız, yapıp-ettiklerimizin bir yansımasından başka bir şey değildir. Dünyanın daha sevgi ve adalet dolu olmasını istiyorsan, kendi kalbini sevgi ve adaletle doldurmaksın. Başkalarının şefkatli olmasını istiyorsan, senin şefkatli olman gerekir. Bunu her şeye uygulayabilirsin: hayat ona ne verdiysen, onu sana aynen iade eder." |
|
KENDIMIZI GELISTIRMEK (BALTAYI BILEMEK) Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Aksamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş: “Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ise başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu isin sırrı ne?” İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş: “ Ortada bir sır yok.. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.
“Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman
ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf
bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için caba göstermektir. Bu,
zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz
bir koşuldur.
|